Pages

Ads 468x60px

Sağlık Yaşam Haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık Yaşam Haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.10.2012

Ağrılarınızdan kendi kanınızla kurtulun!


İnsan vücudunun hastalıkları iyileştirme potansiyeli olduğu artık biliniyor. Kişinin kendi kanıyla iyileşmesine imkân veren PRP tedavisi ilaç yerine bu potansiyeli kullanan yeni bir tedavi yöntemi. Kas-iskelet sistemi yaralanmaları ve hastalıklarının iyileşmesinde kullanılan bu tedaviyle omuz ağrıları, ön çapraz bağ yaralanmaları, eklem kireçlenmesi, ayak bileği burkulmaları gibi birçok rahatsızlık tedavi edilebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. Feride Ekimler Süslü PRP tedavisinin Fizik Tedavi alanında kullanımı hakkında bilgi verdi.
PRP ile dokular iyileşerek yenileniyor
PRP (Platelet Rich Plasma) trombositten zengin plazma anlamına geliyor. Kanın pıhtılaşmasından sorumlu olan trombositler, aktive edildikleri zaman büyüme faktörleri olarak bilinen iyileştirici proteinler salgılayarak dokuları iyileştirip yeniliyor. PRP tedavisinde kullanılan trombositler hastanın kendi kanından alınan numuneden ayrıştırılarak elde ediliyor ve serum olarak yaralı bölgeye enjekte ediliyor. Enjekte edilen sıvıda yüksek konsantrasyonda trombosit ve büyüme faktörleri bulunuyor. Normal kanın 1 mililitresinde 150.000-400.000 trombosit bulunurken PRP’de bu sayı 1.000.000’un üzerine çıkıyor. Trombositler ayrıca sessiz lokal kök hücrelerini aktive ettiğinden plazma sıvısı doğal bir ilaç gibi etki gösteriyor. Yaralanmanın ve zedelenmenin olduğu tendon kıkırdak gibi yapıların iyileşmesini hızlandırır.
Tedavi uzmanlar tarafından uygulanmalı
PRP tedavisi omuz ağrıları, tenisçi dirseği, golfçu dirseği, ön çapraz bağ yaralanmaları; diz, omuz, kalça eklem kireçlenmesi, diz kapağı tendiniti, ayak bileği burkulmaları, topuk dikeni ve kulunç ağrısı olarak bilinen kas gerginliklerinin tedavisinde kullanılıyor. PRP’nin uygulaması ise şu şekilde; Hastanın kendi kanı steril bir ortamda alındıktan sonra özel işlemler ile trombositler kanın diğer şekilli elemanlarından ayrılıyor. Uygulanmak istenen bölgeye bu sıvı enjekte ediliyor. PRP’nin kalitesi, trombositlerin yaşama kabiliyetine bağlıdır. Bu nedenle PRP uzman bir ekip tarafından hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. PRP’nin hazırlama sürecinde trombositler canlılığını sürdürebilmelidir, aksi takdirde; canlılığını kaybeden trombositler aktive edilemez. Aynı şekilde, PRP uygun şekilde hazırlanmazsa, trombositler erken aktive olur ve daha hazırlık safhasında büyüme faktörleri kaybolabilir.
Herhangi bir yan etkisi yok!
İlk enjeksiyondan 3 hafta sonra hasta tekrar değerlendirilmelidir. Genellikle 3 hafta arayla 6 aylık dönem içinde 3 enjeksiyona kadar yapılabilir. İşlemden sonra doku iyileşmesini hızlandırmak için fizik tedaviye devam edilebilir. Hastaların birçoğunda ilk enjeksiyondan sonra iyileşme görülür. Birçok bilimsel çalışmada başarı oranının %80 – 85 oranında olduğu gösterilmiştir. Bazı hastalarda kısmi bir iyileşme olurken, bazı vakalarda tam iyileşme gösterilmiştir. PRP yönteminde kişinin kendi kanından alınıp hazırlanması nedeni ile herhangi bir yan etkisi yoktur. Yalnızca yapıldığı bölgede geçici bir ağrı ve şişme yapabilir. Bu etki 1-2 gün içinde kendiliğinden geçer. Tedavi öncesi başlanan ve 5 gün süre ile ağrı kesici ilaç kullanımı ile bu durum en aza indirilebilmektedir.

Yaza girerken vücudunuz mu şişiyor?


“ Son günlerde kendimi balon gibi hissediyorum”
“Kilo almadım ama kıyafetlerim üzerime olmuyor”
“ Parmaklarımın şişliğinden yüzük bile takamıyorum”
Yaz aylarına günler kala sıkça yaşanan bu şikayetler vücudunuzda ödem yani şişlik olduğu anlamına geliyor. Gün içerisinde tüketilen su ve tuz miktarı vücuttaki ödemin en önemli nedenleri. Memorial Etiler Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Görgülü, vücuttaki ödemi azaltmanın yolları hakkında bilgi verdi.
Kronik hastalığınız varsa özellikle dikkat edin
İnsan bedeninde damar içerisinde dolaşan sıvıların damar dışına çıkması ve doku araları ile cilt altında birikmesi sonucunda ödem durumu gelişir. Alınan su ve tuz miktarı vücutta şişme ve ödem gelişiminde çok önemlidir. Gözle görülür bir ödem yani vücutta su toplaması olduğunda 3 litre kadar fazla sıvı vücutta birikmiş demektir. Ödemin oluşumunda böbrekten su ve tuz tutulumu önem taşır. Vücutta sıvı birikimi, bölgesel ya da tüm vücudu içerecek şekilde genel olabilir, bunların nedenleri farklıdır. Ödemin bölgesel dağılımı, nedeni hakkında önemli fikirler verir.
Ödemler pek çok hastalığa işaret edebilir
İnsan vücudunda belli bir bölge ya da organ ile sınırlıdır. Örneğin tek bacak, tek kol, iki bacak, göz, dudak gibi, tek kol ve tek bacak ödemlerinde o bölgede lenf akımının aksaması önemlidir. Tıkayıcı bir kitle, enfeksiyon ya da damar tıkanıklığı buna yol açabilir. Her iki bacak şişmesi aşırı varisler, kalp yetersizliği, lenfatik tıkanıklık, sürekli oturma ve hareketsizliğe bağlı olabilir. Yüz, dudak ve gözde oluşan ödemlerin de en sık nedeni, alerjik reaksiyonlar ya da kanda protein düşüklüğü olabilir. Kalp ve karaciğer gibi organ yetersizliklerinde de karın zar ve akciğer zarında sıvı birikimi olur; ayrıca bazı kanserlerin yayılması sonucunda karın ve akciğer zarlarında sıvı birikimi sıkça gözlenir. Ödemin süresi yaygınlığı ve kişide ek bir rahatsızlık olup olmaması tanıda ve tedavide büyük önem taşır.
1 gram tuz 200 ml. sıvı birikmesine neden olur
İnsan vücudunun büyük bir bölümünü içine alan ya da tüm vücudu kaplayan yumuşak doku şişmesine yol açan, sıvı birikimleridir. Her iki bacakta oluşan ödem uzun süre ayakta kalmaya bağlı olabilir. Bunda fazla tuz tüketimi çok önemlidir, fazladan alınan 1 gr tuz vücutta 200 ml sıvı birikmesine yol açar. Kalp yetersizliğinde de her iki ayakta şişme erken bir bulgudur. Kalp yetersizliğinde akciğerlerde de sıvı birikerek nefes darlığına yol açabilir.
Sabah kalktığımızda oluşan göz çevresi şişmesinde özellikle böbrek hastalıkları ve azalmış tuz atılımı düşünülmelidir. Böbrek rahatsızlığı dışında ileri derecede karaciğer yetersizliği de bu tip ödeme neden olabilir. Özellikle protein kaybına yol açan “nefrotik sendrom”da tüm yüz ve vücutta şişme olabilir. Ayrıca tüm vücutta şişmeye yol açan en önemli nedenlerden biri de alınan besinlerdeki tuz ve kimyasal madde miktarıdır. Normalde alınması gereken tuz miktarı, yaşa ve aktiviteye göre değişir ancak daha öncede söylediğimiz gibi aşırı tuzlu besinlerin tüketilmesi ile yeterli miktarda tuz böbreklerden atılamazsa vücutta sıvı birikmeye başlar. Öncelikle ayak bileği, göz çevresi gibi yumuşak doku bölgeleri şişmeye başlar. Hazır soslar, yapay tatlandırıcılar, bazı baharatlar, alkollü içecekler, bol kafeinli içecekler vücutta ödem oluşumunu artırır. Birçok ağrı kesici ilaç ve romatizma ilacı da vücutta su ve tuz tutarak ödeme yol açar. Birçok hormon ilacı, özellikle de kortizonlu ilaçlar vücutta aşırı su ve tuz tutulumuna neden olur. Aşırı hareketsizlikte lenf dolaşımını ve toplardamar dolaşımını azaltacağı için özellikle kollarda ve bacakta şişme yapar. Hep aynı pozisyonda kalan yaşlılarda yerçekiminin etkisi ile sıvı altta kalan bölümlerde toplanır, bu yalancı bir ödem görüntüsü verebilir.
Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz ödemi azaltmak için çok önemli
Başlıca tedavi ödeme neden olan durumun ortadan kaldırılmasıdır. Örneğin fazla tuz alımının engellenmesi, alkol alınmaması, hazır besin ve soslardan uzak durulması, sigara ve kafeinli içeceklerin azaltılması en önemli hususlardır. Alınan ağrı kesici ve romatizma ilaçlarının dozu ayarlanmalıdır. Eğer kişide hareket eksikliği ve aşırı durağanlık var ise mobilizasyon, lenf ve kan dolaşımını artıracağı için ödemin azalmasına yardımcı olur.
Mutlaka bir doktora danışın
Eğer kişide vücutta sıvı birikimine yol açan herhangi bir hastalık öncelikle bu hastalığın tespit edilmesi ve buna yönelik tedavi yapılması temel prensiptir.
Kalp yetersizliği olan hastada tansiyon ve kalp atımının düzenlenmesi ve idrar söktürücü tedavi yapılması birinci derecede önemlidir. Hastanın idrarının artması ile ödem azalmaya başlar ancak bu ilaçların yan etkileri çok dikkatli olarak takip edilmelidir, fazla idrar söktürücü kullanımı aşırı tuz ve su kaybına yol açabilir, bu da halsizlik, tansiyon düşmesi ve kalp ritm bozukluğu gibi durumlara yol açabilir.
Böbreklerden protein kaybı olan ya da böbrek yetersizliği gelişmiş olan hastalarda proteinin tamamlanması diyetin ayarlanması, alınan tuz miktarını azaltılması çok önemlidir.
Karaciğer yetersizliğine bağlı ödemlerde de eksik proteinin tamamlanması ve idrar söktürücü tedavi uygulanması temel prensiptir.
Göz çevresi, ayak bilekleri, eller ya da vücudun herhangi bir yerinde şişme ve sıvı birikimi fark edildiğinde fazla zaman yitirmeden bir doktora danışmak çok önemlidir.

Deniz ve Kum Varis Endişesini Artırıyor


Kumsal ve deniz mevsimi, birçok kadın için bacaklarındaki varis görüntüsüyle yüzleşmek anlamına geliyor. Estetik kaygıların yanında, ağrı, şişme, kramp gibi sağlık sorunlarına da neden olan varisi ihmal etmemek gerekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Tamer Bakalım varisin nedenleri, tedavisi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Varis toplardamarların genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanıyor. Özellikle uzun süre ayakta kalan ya da uzun süre oturarak çalışanların risk altında olduğu varis, yetişkin nüfusun %15-20’sini etkiliyor. Varis ile ilgili diğer veriler ise şöyle: Varis kadınlarda, erkeklere oranla 4 kat daha fazla görülüyor. Varisin ailesel geçiş oranı %50’den fazla, ayrıca varis, 4 saatten fazla ayakta kalanlarda 3 kat daha fazla görülüyor.
Doğum kontrol hapları ve hormon tedavilerine dikkat!
Varis; gebelik, obezite, duruş bozuklukları, kabızlık, doğum kontrol hapları ve hormon tedavileri gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Kalıtım, riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı önde gelen risk faktörleri olarak gösteriliyor.
Ayakta durmaya bağlı oluşan ağrı varis belirtisi olabilir
Hastaların en yaygın belirtileri; bacaklarının görüntüsünün bozulması, uzun süre ayakta kalmaya bağlı oluşan bacak ağrısı, bacaklarda ağırlaşma ve geceleri bacaklarda hissedilen kramplardır. Bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, cilt bozuklukları ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varis etkilerinin daha da artmasına neden olur. Varis ayrıca ağrı ve dolgunluk hissi, ayak tabanlarında yanma, kaşıntı, ayak bileğinde şişme, gece krampları, kanamalar, cilt değişiklikleri ve açık yaralara neden olur.
Nedenleri ortadan kaldırılmazsa hastalık tekrarlayabilir
Varis tedavisinde amaç, yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterdiğinden hastaların çoğu ameliyat edilmez. Büyük varisleri olan hastalarda, kanama veya bacak ülseri gibi durumlar gelişirse, cerrahi tedavi yöntemleri kaçınılmazdır. Varise neden olan etkenler ortadan kaldırılmadıkça belli bir süre sonra hastalık tekrarlayabilir.
Varisten korunmak için;
  1. Bol bol hareket edin. Yürüme, yüzme, bisiklet, gibi sürekliliği olan hareketleri tercih edin. Yaz aylarında uzun süreli güneş banyolarından kaçının.
  2. Bir saatten daha uzun süre oturmayın ya da ayakta kalmayın. Gün içerisinde birkaç kez bacakları yüksekte tutmak yararlıdır.
  3. Soğuk suyla bacaklara duş yapın. Cilde uygulanan soğuk su kanın kalbe dönüşünü hızlandırır.
  4. Bol giysileri tercih edin.
  5. Topuk yüksekliği 5 cm’den fazla olan ayakkabıları tercih edin.
  6. Beslenmenize dikkat edin, günde en az iki litre sıvı tüketin ve sigara içmeyin.
  7. Varis çorabınızı düzenli giyin.
  8. Varisleriniz varsa veya varise ait şikâyetleriniz varsa mutlaka damar cerrahına başvurun.

6.17.2012

Aile içi şiddetin sonuçları

Aile içi şiddetin şiddete ve saldırganlığa yönelik davranışlara yol açtığı gibi intihar gibi olumsuz sonuçlar doğurabildiği belirtildi.


Geçtiğimiz günlerde Trabzon’un Tonya ilçesinde aile içi şiddetin küçük yaşta bir çocuğu intihara sürüklediğini hatırlatan Trabzon Özel İmperial Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Şenol Anaç, aile içi şiddetin olduğu bir ailede büyüme, şiddete maruz kalmanın intihar gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Çocukta kişiliğin oturmasında ilk beş yılın çok önemli olduğunu ifade eden Anaç, kişinin bedensel ve ruhsal açıdan, zarar görmesine, yaralanmasına veya sakat kalmasına neden olan davranışların hepsine ‘şiddet’ dendiğini kaydeden Dr. Anaç “Şiddeti, fiziksel, duygusal, ekonomik ve cinsel şiddet diye sınıflandırabiliriz. Şiddete ve saldırganlığa yönelik davranışlar yaşamın erken dönemlerinde öğrenilir. Kişiliğin oluşumunda ilk beş yıl önemlidir. Bu nedenle aile temeldir.
Sonrasındaki okul ise, ailede alınan en iyi yada kötü eğitimi, şekillendirme, düzeltme ve çocuğu toplumsallaştırmaya çalışır. Aile içi şiddetin olduğu bir ailede büyüme, şiddete maruz kalma, öğrenilme yoluyla, şiddete yatkınlık oluşturur. Medyanın şiddete uygulayan kahramanlar oluşturması ve ergenlerin bunları örnek alması ile yine medyanın şiddet olaylarını denetimsiz yayımlanmasıyla şiddete karşı duyarsızlık ve uygulanabilirlik düşüncelerin gelişmesi şiddete eğilimi artırmaktadır. Tüm bunların yanında aile içi şiddet intihar gibi istenmeyen sonuçlara da yol açabilir” dedi.
Ekonomik zorluklar, kültürel çalışmalar ve gelecek korkusunun bireylerde, umutsuzluk, bunalım ve öfke duygularının oluşmasına sebeb olduğunu kaydeden Dr. Anaç “İletişim becerilerinin yetersizliği, dürtü kontrol bozukluğu, alkol ve madde kullanımı, antisosyal ve narşistik, paranoid kişilik bozukluğu şiddet eğilimini artıran psikiyatrik nedenlerdir. Çözüm olarak bireysel çözümler yerine, toplumsal çözümler daha etkileyici olacaktır.
Anne baba eğitimi, okullarda psikolojik danışmanlıkta rehberliğe ağırlık verilmesi, medyanın şiddet içerikli yayınlarına öz denetim uygulaması, şiddet uygulayan kahramanlar yerine, bilimde, sanatta, sporda başarılı kahramanlar ön plana çıkarılması çocuk ve ergenler üzerinde etkili olacaktır. Yine ekonomik çözümler, topluma psikiyatrik yardıma ulaşabilirliliği artırma şiddeti önlemede etkili olacaktır. Sonuç olarak geçmiş yıllara göre daha zengin ve eğitimliyiz. Fakat amaç, eğitim, refah ve mutluluk olmalı" şeklinde konuştu.

Uzmanlar uyardı 2030'da 8 milyon insan hayatını kaybedecek

Uzmanlar, 2030 yılında sigara tüketimi sebebiyle 8 milyon insanın hayatını kaybedebileceğini söyledi.

Sigara tutkusu ölümlere yol açıyor. Sigara içen insanlar başta akciğer kanseri olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanıyor veya sakat kalabiliyor. Uzmanlar, tiryakileri sigara bıraktırma polikliniklerine gitmeleri konusunda uyarıyor. Toplantıda konuşan Şevket YılmazEğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, sigara tüketiminin dünyaya faturasının her geçen yıl daha da arttığına dikkat çekti. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 1987’den bu yana her yıl farklı temalarla “31 Mayıs Sigarasız Bir Dünya Günü”nü düzenlediğini söyleyen Karadağ, sigara bıraktırma poliklinikleri sayesinde başvuran insanların büyük bir çoğunluğunun tiryakilikten kurtulduğunun altını çizdi. Tütün salgınının farklı bir boyutuna dikkat çeken Karadağ, "Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 2012 yılı için belirlediği tema 'Tütün Endüstrisi Müdahalesi'dir. Tütün bütün dünyada en sık görülen ölüm sebebidir ve günümüzde her 10 yetişkinden birinin ölümünden sorumludur. Sigara, her yıl 600 bin pasif içici olmak üzere, yaklaşık 6 milyon insanın ölümüne yol açıyor. Gerekli tedbir alınmazsa bu sayı 2030 yılında 8 milyona ulaşacak. Bu büyük bir tehlikedir. Bu yüzden tiryakilerin sigarayı bırakmaktan başka çaresi yoktur" dedi.

6.02.2012

Sezaryen doğumdaki büyük tehlike

Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, sezaryen ile yapılan doğumların yüzyılın hastalığı olan alerjiyi arttırdığını söyledi.


Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, alerjinin oluşumunda doğum şeklinin önemli bir yer tuttuğunu vurguladı. Sezaryen doğumların yüzde 50’den fazlasının anne isteği ile gerçekleştiğini ve bu doğumların çocuklarda astım görülme sıklığını yüzde 20 arttırdığını belirten Tabak, özellikle besin alerjisinin de sezaryen doğuma bağlı olduğunun altını çizdi. Normal yoldan doğan bebeklerin sezaryen ile doğan bebeklere göre daha az alerji olduğunu belirten Prof. Dr. Tabak, “Normal doğum ile dünyaya gelen bebekler, ilk kez doğum kanalında mikropla tanışıyor ve doğdukları andan itibaren bağışıklık sistemini güçlendirmek için mücadeleye başlıyorlar. Sezaryen ile doğan, yani steril bir şekilde dünyaya gelen bebeklerde ise tam aksi oluyor” dedi. Prof. Dr. Yonca Tabak, bilim adamlarının alerjinin artış nedenlerini araştırdığını, bu araştırmalardan en kapsamlısının “Hijyen Hipotezi” olduğunu, bu hipotezde bağışıklık sisteminin bir teraziye benzetildiğini belirtti. Tabak, bağışıklık sisteminin bir terazinin iki kolu gibi birbirinin aksi yönünde çalışan iki farklı sistemden oluştuğunu, bir kolun mikroplarla savaştığını, diğer bir kolun ise alerjik reaksiyonlardan sorumlu olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yonca Tabak, bağışıklık sisteminin mikroplarla çok temas etmesinin alerjiden uzaklaşmayı sağladığını, tam tersi durumlarda ise mikropla ne kadar az temas edilirse o kadar alerjinin arttığını dile getirdi. Prof. Dr. Yonca Tabak, sezaryen doğumun getirebileceği problemler açısından anneleri uyarırken, özellikle alerjik annelerin tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezaryen doğumu tercih etmemeleri gerektiğinin altını çizdi.

Sigara 8 saniyede bir can alıyor

Medicana International Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nihal Başay, ortalama her 6-8 saniyede bir kişinin sigara yüzünden hayatını kaybettiğini söyledi.

Başay, sigaranın içinde 4 bin adet kimyasal zararlı madde olduğunu belirterek, bunun en az 60 tanesinin kanserojen olduğunu söyledi.  Nikotin sigaranın içinde bulunan ve en kuvvetli bağımlılık yapan madde olduğunun altını çizen Başay, "Ayrıca sigarada nikotin bağımlılığını ve emilimini artıran pek çok katkı maddesi de vardır. Bağımlılık madde ile santral sinir sistemi arasında oluşan etkileşim sonucu o maddenin keyif verici etkisini sürdürmek ve yokluğunda oluşacak yoksunluk belirtilerini hissetmemek için o maddeyi sürekli ve periodik olarak alma isteğidir. Sigara içildikten yaklaşık on saniye sonra içindeki nikotin beyine ulaşır ve beyinden keyif verici bir madde salınır.Kişi kendini mutlu hisseder ancak bu saniyeler sürer ve kişi bu keyfi tekrar tekrar yaşamak için sürekli sigara içmek ister.Yapılan araştırmalar sonucu sigarayı bir kez deneyen 4 kişiden üçü bağımlı olur. Her içilen 1 paket, sigara içen kişinin hayatından 28 dakika eksiltir. Ortalama her 6-8 saniyede bir kişi sigara yüzünden hayatını kaybetmektedir" dedi. Sigaranın başta kanser olmak üzere pekçok hastalığın riskini önemli ölçüde arttırdığını ifade eden Başay, "Akciğer, meme, mesane, yemek borusu, cilt kanseri, felç, kalp krizi bronşit ve damar hastalıkları riskini artırdığı gibi, diş ve diş eti hastalıkları, kısırlık, erken menapoz, kemik erimesi, saç dökülmesi, cilt kırışıklıkları, göz hastalıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi pek çok sebebe yol açar. Sigaranın bırakılması ile kanser, kalp krizi, bronşit ve felç riski önemli ölçüde azalır. Sigara bırakıldıktan 2 gün sonra nikotin vücuttan tamamen atılır, öksürük ve hırıltılı solunum azalır, cilt rengi düzelir, kırışıklıklar azalır" diye konuştu. Sigara içen kişinin sadece kendisine değil, üflediği ve yanan sigarasından çıkan duman ile çevresindeki içmeyen kişilerede zarar verdiğini belirten Başay, "Sigara içilen bir evde yaşayan cocuklar daha fazla akciğer hastalıklarına yakalanırlar ve bu çocukların ileride kanser olma riskleri daha fazladır. Ayrıca bu çocukların zihinsel ve ruhsal sorunları daha fazla olmaktadır. Sigaranın çevre kirliliğine ve ekonomiyede büyük zararı vardır.Yirmi milyon içicinin günde en az 200-300 milyon izmarit attığı ve bununda çevre kirliliğine önemli katkı da bulunduğu bilinmektedir. Sigara dumanı ile oluşan kirli havayı ise hiç bir havalandırma sistemi tamamen temizleyemez. Sigara kullananların yaklaşık yüzde 70'i bırakmak ister, ancak sadece yüzde 5'i yardımsız bırakabilir. Sigara bırakmak için pek çok yöntem vardır, ancak bu yöntemlerin çoğu bilimsel olarak kanıtlanmış ve kabul edilmiş yöntemler değildir ve başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara bırakma tedavisi sırasında kişi davranışsal, psikolojik ve nörokimyasal destek almalıdır. Bu yüzden gerçekten bırakmak ve yardım almak isteyen içicilerin bu konuda eğitim almış uzman hekimlerden ve merkezlerden destek almaları gerekmektedir" dedi.

5.31.2012

Ter kokusu kabusunuz olmasın


Koltuk altında, ellerde, ayaklarda veya vücudunuzun başka bölgelerinde tahammül edilemez ter kokusundan, kullanılan tüm deodorantlara ve kişisel bakım ürünlerine rağmen kurtulamıyorsanız, “Hiperhidrozis” yani aşırı terleme sorununuz olabilir. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte sıcak havanın etkisiyle daha fazla artan terleme şikayetinden uzman ellerde yapılan tedavi yöntemleri ile kurtulmak mümkün.
Aşırı terleme yaşamı olumsuz etkiliyor

Vücut için doğal ve fizyolojik bir olay olan terleme sayesinde vücut ısısı dengelenirken, zararlı maddeler de vücuttan atılmış olur. Terlemeden sorumlu olan sistem, “Sempatik Sinir Sistemi” dir. Sempatik sinir sisteminin, nedeni bilinmeyen bir şekilde fazla çalışmasıyla ortaya çıkan ve kişinin yaşam kalitesini etkileyen aşırı terleme sorunu, “hiperhidrozis" olarak adlandırılır. Aşırı terleme bireyin sosyal yaşamda ve iş ortamında kendisini kötü hissetmesine neden olmaktadır.
Tedavi öncesinde terlemenin nedenleri araştırılmalı
Kişide kilo problemi, şeker hastalığı, hipo ya da hipertiroidi, aşırı nikotin kullanımı ve aşırı kafein alımı, menopoz ve kalp hastalıkları, gebelik, parkinson ve bazı omurilik hastalıkları psikiyatrik ve nörolojik hastalıklar ile alkol bırakma dönemi ve kullanılan ilaçlar sorgulanmalıdır. Tüm sistem sorgulamasının yapılıp, sorunun belirlenemediği durumlarda ise; aşırı terlemenin nedeni sempatik sinirlerin yapısal olarak aşırı çalıştığına bağlanır.
İlk tedavi seçeneği losyon ve ilaç tedavisi
Tedavide alüminyum klorid içeren losyonlar ya da ağızdan alınan antikolinerjik ilaçlar kullanılabilir. Alüminyum klorid içeren losyonlar özellikle koltuk altındaki terleme artışlarında ilk seçenek olarak tercih edilir. Akşam kuru deriye uygulanır ve sabah temizlenir. Bazı durumlarda tahrişler görülebilir. Sistemik antikolinerjik ilaçlar; ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, üriner problemlere yol açabileceğinden kullanımları sınırlıdır.
Elektrik akımı tedavisiyle terlemeyi önlemek mümkün

İyontoforez denilen yöntemde ise eller ve/veya ayaklar, içinde metal tabaka bulunan küvete konulur. Bu metal tabakadan düşük şiddette elektrik akımı verilir. Bu yöntemle elektrik akımının oluşturduğu iyonlar ter kanallarını belirli bir süre kapatır. Her seansın uygulama süresi 20-30 dakika kadardır. Başlangıçta 3 günde bir, daha sonra haftada bir tedavi yapılır.
Cerrahi tedavi ile terlemeye neden olan sinirler yakılabilir
Özellikle el ve koltuk altı terlemelerinde cerrahi tedavi olarak Endoskopik Torakal Sempatektomi uygulanmaktadır. Bu cerrahi tedavi ile aşırı çalışarak fazla terlemeye neden olan sempatik sinirler kesilir veya çıkarılır. Bazen sempatik zincir ve dalları klips ile sıkıştırılabilir veya koter ile yakılabilir. Bu sinirlerin terleme dışında fonksiyonu olmadığı için ameliyatın; felç oluşturma, his kaybı, refleks azalması gibi etkileri olmaz.

Terlemenin en etkin tedavi yöntemi Botox
Botox orta ve yoğun şiddetteki terleme şikayetlerini tedavi ederek başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Botox, sinir kas kavşağında ve sinir uçlarında "asetilkolin" denilen maddenin salınımını engelleyerek ter bezinin salgı yapmamasına neden olur. Böylece terleme engellenir. Avuç içleri, ayak altı, koltuk altı ve ter bezlerinin fazla çalıştığı her bölgeye uygulanabilir. İşlem öncesinde fazla terleyen bölgeleri tespit etmek için iyot-nişasta testi yapılır. İşlem sonrasında herhangi bir yan etki görülmemektedir. Uygulama yapılan alanın genişliğine göre 80-100 ünite toksin uygulanır. İşlem etkinliği 6 ay ile 9 ay arasında değişmektedir. Tedavinin tekrarlanması bu süreyi uzatmaktadır.
Memorial Hizmet Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Hande Ulusal

5.27.2012

Böcek Sokmaları

Böcek sokmaları özellikle yaz ve sonbahar başlarında tarlada çalışan, tatil ve piknik yapan insanlar için keyif kaçırıcı bazen de yaşamı tehdit edici bir sorun olmaktadır. Ülkemizde de en önemli böcek sokmaları yaban arısı, eşek arısı ve bal arısı ile ortaya çıkmaktadır.
Böcek sokmalarından sonra yerel reaksiyon, sistemik reaksiyon ve sistemik toksik reaksiyon oluşabilmektedir. Seyrek olarak böcek sokmasından 1 ya da 2 hafta sonra serum hastalığı ya da anafilaksi ortaya çıkabilir
Böcek sokmasından sonra ortaya çıkan reaksiyon kişiden kişiye ve böcekten böceğe değişiklik gösterir. Isırıklar tek tek ya da bir böcek, bir alanda birden çok ısırık yaptığı için gruplar halindedir. Bebekler genellikle reaksiyon göstermezler, küçük çocuklar gecikmiş aşırı duyarlılık reaksiyonu, büyük çocuklar hem gecikmiş, hem hızlı aşırı duyarlılık reaksiyonu gösterirler. Olağan reaksiyon ağrı, şişme ve sokulan bölgede etrafında oluşan renk değişikliğidir.
Bölgenin su ve sabunla yıkanması en basit ve etkili tedavidir, buz uygulanması şişliği ve ağrıyı azaltabilir.
Geniş yerel reaksiyon; sokulan bölgenin çevresindeki geniş bir alanın da etkilenmesi durumudur (örneğin dizden sokulan bir kimsede tüm bacağın şişmesi). Bu durumda tedavi normal reaksiyondaki gibidir. Ancak yakınmaları azaltmak için ağızdan bazı ilaçlar vermek gerekebilir. Bu ilaçlara bir doktorun karar vermesi uygun olur.
Bal arısı soktuktan sonra deri içinde kalan iğneyi çıkartma çabaları daha çok, venomun deri içine sokulması ile sonuçlanmaktadır.
Karınca ile sokulmadan 30-60 dakika sonra yerel kaşıntı ve küçük su toplamış kabarcık (vezikül) ortaya çıkmaktadır. Bunu 8-24 saat sonra püstül oluşumu izler. Karınca sokmasından sonra ikincil enfeksiyonlara engel olmak için bol su ve sabunla yıkanmalı, içi su dolu kabarcık sıkılmamalıdır. Topikal steroidli merhemler ve ağızdan H1 antihistaminikler kaşıntıyı azaltmak için kullanılabilir.
Böcek sokması sonrası olan alerjik belirtiler nelerdir?
Böcek sokması olan bölgeden uzakta şişme, kızartı, ürtiker, kaşıntı, kolik şeklinde karın ağrısı, kusma, ishal, göğüste sıkışma hissi, nefes almada zorluk, hırıltılı solunum, at sesi (larinks ödemi bulgusu), dilde şişme olabilir. Bu bulgular, ciddi alerjik reaksiyon ve anafilaksi bulgularıdır ve birkaç dakika içinde ortaya çıkar. Nabzın alınamaması ve kan basıncının düşmesi, bilinç bulanıklığı ve kalp durması yaşamı tehdit eden bulgulardır.
Anafilaksi gelişen her böcek sokması acil tedavisi yapıldıktan sonra alerjiste gönderilmelidir.
Böcek sokmalarından nasıl kaçınabiliriz?
Otların üzerinde açık ayakkabı ve çıplak ayakla yürünmemeli.
Pikniğe, çocuk bahçesine giderken parlak renkli, kol ve bacağı açıkta bırakan giyecekler giyilmemeli.
Yakında uçuşan arı görüldüğünde panik yaratıp, kaçması için saldırıya geçilmemeli (yaban arıları kendilerine saldırıldığında sokmaktadırlar), bir yüzeye yapışmışsa nazikçe kaldırılmalıdır.
Ağzı açık kalmış tatlı içecekler yeniden içilmemelidir.
Çöp tenekelerin ağzı sıkıca kapalı tutulmalıdır.
Ev dışında yenilen yiyeceklerin paketleri sıkıca kapatılmalı, uzun süre ağzı açık bırakılmamalıdır.
Pikniğe, parka giderken tatlı ve bitki kokulu parfümler sıkılmamalıdır.
Evlerin ve arabaların camları kapalı olmalıdır.
Böcek sokmalarında anafilaksi geliştiğinde tedavi nasıl olmalıdır?
Böcek sokmasına bağlı anafilakside tedavi: ABC (Airway= havayolu açıklığı, Breathing= solunum, Circulation=dolaşım) sağlanması Bacakların yükseğe kaldırılması, Sokulan bölgenin üst kısmına turnike uygulanması, Oksijen desteği sağlanması, Ayrıca, hastaya uygulanacak ilaçlara bir doktorun karar vermesi gerekir.
Hastalar anafilaksiye yönelik gerekli tedavileri yapıldıktan sonra en az 48 saat gözlem altında tutulmalıdır. Daha önce anafilaksi geçiren bir kişinin yanında her zaman hazır şırınga edilebilir adrenalin bulunmalıdır. Bu preparatlar ülkemizde yoktur. Daha önce anaflaksi geçirmiş hastalar için Türk Eczacılar Birliği ya da firmalar aracılığı ile bu preparatlar sağlanabilmektedir.

Beze Büyümeleri

Beze Nedir? Nerelerde Bulunur ?
Bezeler (lenf Nodları) dışarıdan vücudumuza giren mikroorganizmalarla vücudun savaştığı, direnç gösterdiği savunma yapılarımızdır. Boyunda, koltukaltında, kasıklarda, ensede kulak çevresinde, dirsek bölgesinde ve hatta karın içi organlar ile göğüs boşluğunda normalde bulunurlar. Bademciklerimizde birer bezedir. Sağlam kişilerin %50-60'ında ciddi bir rahatsızlık olmadan normal boyutlarda bezelerle karşılaşmaktayız. Bulaşıcı hastalıkların (enfeksiyon hastalıkları) seyiri esnasında bezeler büyüyebildiği gibi; bazı kanserlerle beraber bulunması nedeni ile hem korkutucu olabilmekte hemde erken tanısının konması önem arzetmektedir.

Bezelere Ne Zaman Dikkat Edilmeli ve Hastalık Yönünden Araştırılmalı ?
Bir santimetreden küçük bezeler genellikle hastalık bulgusu değildir. Fasülye tanesi boyutundaki bezelerin başka bir bulgusu yoksa üzerinde durulması gerektiği, bir çok insandada bulunabileceği bilinmelidir. Boyutunda 1,5 cm üzeri, dirsek bölgesinde 0.5 cm, kasıkta 1,5 cm üzeri beze büyüklükleri ise hastalık belirtisi olup araştırılması gerekmektedir. Ancak boyutu ne olursa olsun omuz üseri bezeler aksi ispat edilene kadar ciddi hastalıklara işaret eder. Ense ve kulak bölgesi bezeleri ise çoğunlukla enfeksiyöz hastalıklar arasında görülür.
Beze Büyümelerine Eşlik Edebilen Bulgular Nelerdir?
2 haftadan kısa süreli beze büyümeleri çoğunlukla enfeksiyöz kaynaklıdır. 2. haftayı aşan bir öyküde ise tüberküloz, viral enfeksiyonlar, kanserler akla gelmelidir. Uzun süreli kullanılan ilaçlar (difenilhidantoin, karbamezapin, primidon, suksinatlar, altın tuzları, sulfasalazin, kaptopril, atenolol, kinidin, allopurinolsefalosporin, primetamin) beze büyümelerine yol açabilir.Ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri gibi eşlik egen bulgular lenfoma denen beze kanserleri ile beraber bulunabilir. Son günlerde geçirilmiş üst solunum yolu enfeksiyonları, döküntülü hastalıklar, diş ve dişeti rahatsızlıkları enfeksiyon hastalıklarına işaret eder.
Bezlerin Muayenesinde Diğer Bulgular Nelerdir?
Bezelerin ağrılı, hassas ve kızarık olması enfeksiyonların bir bulgusudur. Hodgkin hastalığı denilen beze kanserinde bezeler ağrısız, yumuşak, hareketli ve lastik kıvamındadır. Başka tip beze kanseri olan Hodgkin dışı lenfomalarda ise sert ve ağrılı olur.
Eşlik Eden Bulgular Nelerdir?
Bademcik iltahapları, çürük bir diş boyun bölgesi bezelerinin nedeni olabilir. Cilt döküntüleri kızıl, kızamık, kızamıkçık ve diğer viral enfeksiyonlarda görülür. Yeni ortaya çıkan ciltte solukluk, kanamalar ve morarmalarda aksi ispat edilene kadar kanserler akla gelmeli ve hemen ileri tetkiklerin yapılması için doktora başvurulmalıdır. Karaciğer ve dalak büyüklüğün de çoğunlukla kanserlerle beraber olup üzerinde önemle durulmalıdır. Enfeksiyöz mononükleozis dediğimiz bazı viral sistemik enfeksiyonlarda lenfadenopati (lenf bezi büyümesi), cilt döküntüleri, karaciğer ve dalak büyüklüğü yapabilir.
Boyun Bölgesi Bezelerinin Nedenleri Nelerdir ?
Boyun, çene altı, ense ve kulak çevresi lenf bezleri çoğu hastada baş-boyun enfeksiyonuna ikincildir. Uzun süreli boyun bölgesi beze büyümelerinde tüberkülozonda düşünülmesi gereklidir. Beze kanserleri de boyun bölgesinden başlayabilir. Eğer omuz üstü bölgede de varsa tümörler ilk planda düşünülmelidir. Lösemiler genellikle yaygın beze büyüklükleri yapar. Koltuk altı ve kasık bölgesi lenf bezeleri sıklıkla enfeksiyonla beraber olup kol, uyluk ve bacağın cilt enfeksiyonları için ayrıntılı beze muayenesi gerekir.  Ülkemizde çocukluk çağında aileler sıklıkla sol koltuk altı beze yakınması ile doktora başvururlar. Genellikle BCG(verem aşısı) aşısına ikincil gelişip tedavi gerektirmezler.
Vücudun Birçok Yerinde Birden Görülen Beze Büyümeleri Neden Olabilir ?
Yaygın beze büyümeleri daima ciddi  hastalıklarala beraberdir. Ayrıntılı bir öykü ve fizik muayene inceleme tanıda çok yararlıdır.
Viral enfeksiyonlarla, lösemiler ve ileri evre beze kanserleri yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) yaparlar
Beze Büyümeleri Nasıl Takip Edilmelidir ?
Lenf bezi büyümelerinin izlemi aşama aşama aşağıdaki şekildedir.
a) Eşlik eden anlamlı fizik inceleme bulgusu varsa mutlaka ciddi hastalıklara araştırılmalıdır.
b) Eşlik eden bulgu yoksa 2 veya 3 hafta gözlenir. Bu arada antibiyotik kullanılabilir.
c) 2-3 haftalık gözlem sonunda bezeler tekrar değerlendirilir. Boyutta artışlar var ise ileri tetkikler yapılır.
d) 2-3 haftalık izlemde beze aynı boyutta sebat ediyorsa bir 2-3 hafta daha izlenir. Beze kayboldu ise takipten çıkarılır.
e) İzlem sonunda beze aynı boyutta ise yine ileri tetkikler yapılmalıdır. Gerekirse tanı için beze biyopsisi alınmalıdır.

5.24.2012

Göbek yağlarından kurtulun.

Ne kadar kilo verirseniz verin, karın yağlarınız yerinde sabit mi duruyor? Kışın bol kıyafetler ve hırkalar ile saklamayı başardığınız göbeğiniz havalar ısınınca daha görünür hale gelip sizi rahatsız mı ediyor? Yalnız değilsiniz, çünkü göbek sorunu giderek büyüyor.
Üstelik göbek yalnızca estetik bir problem değil; bozulan sağlığınızın gerçek bir göstergesidir. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Yeşim Çelik, karın bölgesi yağlanmasını önlemenin yolları hakkında bilgi verdi.

Özellikle kalp hastalıkları,metabolik sendrom ve Tip 2 diyabetin sık gözlendiği bu kişilerde yağlanmayı azaltmak için doktor ve diyetisyen kontrolü şarttır. Çünkü bu bireylerde oluşan hormon bozukluklarında ilaç tedavisi gerekebilir.  Diyet tedavisi karın ve bel çevresi yağlanmasını azaltır bu rahatsızlıkların oluşum riskini ortadan kaldırır.

1.ADIM: Karın ve  bel çevresi yağlanmasının nedenini araştırmak

 - Vücutta yağlanma oranının yüksek olması sağlık problemlerinin var olmasında tek başına bir etken değildir. Fakat “abdominal yağlanma” olarak tanımladığımız karın bölgesi yağlanmasının oluşmasında altta insülin direnci, kortizol fazlalığı, hipotiroidi, Cushing ( böbrek üstü hormonların fazla çalışması ) gibi sağlık sorunlarının olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
 - Yağlanma sebeplerinden bir diğeri de gıda alımında dengesiz tüketimdir.
 - Menopoz dönemi de yağlanmanın vücutta fizyolojik olarak arttığı ve tetiklediği bir dönemdir.
 - Hareketsizlik ve buna bağlı enerji harcamada azalma karın bölgesi yağlanmasına zemin hazırlar.
 - Fazla alkol tüketimi de bel çevresi yağlanmayı artırmaktadır.
 - Kronik stres, bel çevresinde yağlanmaya en önemli nedenlerdendir.


2.ADIM:  Nedeni bulduktan sonra çözüme yönelmek gerekir

Karın ve bel çevresi yağlanmasının sebeplerini öğrenmek için gerekli tahliller yaptırılıp, hormonal bir sebep var ise ilaç tedavisi başlar. Bununla birlikte kilo fazlası olanlarda bel çevresi yağlarını azaltmaya yönelik diyetisyen kontrolünde diyete başlanır.

“Ben hiç yağlı şeyler yemiyorum, yemeklerimi zeytinyağlı yapıyorum, evimize margarin tereyağı hiç girmez… Fakat vücudum yağlanıyor? ”… Bilinmesi gereken en önemli gerçek vücutta oluşan yağ ile tüketilen yağ farklı şeylerdir. Vücut yağı; yağ ve yağlı gıdaları tüketme dışında örneğin, simit, börek gibi hamur işi besinler, meşrubatlar, bisküvi, cips, gofret, tatlılar, hazır et suları, salata sosları gibi daha sayabileceğimiz karbonhidrat ve proteinli gıdaların gereğinden fazla tüketilmesi sonucunda da vücutta artar, karın ve bel çevresinde depolanır.
 

Karın çevresinde oluşan yağlardan lipoliz, mezoterapi ve liposuction benzeri yöntemlerle ancak geçici olarak çözüm bulabilirsiniz. Bu konunun uzmanları da karın ve bel bölgesi yağlanması yüksek olan kişilerde öncelikle fazla kiloların verilmesini vurgulamaktadırlar. Yapılan yağ analizlerinde kişilerde abdominal yağlanma dışında bacak, kalça, gövde ve kollarda da yağ yüzdelerinin beldeki kadar yüksek hatta bazen beldekine oranla daha yüksek yağ yüzdelerine sahip olduğu görülmektedir. Yani kişi kilo alımı sırasında sadece karından yağ almış olduğunu görünüşünde hissetse bile ölçümler diğer bölgelerde de yağın kasa oranla olması gerekenden daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu sebeple bu kişilerde genel yağlanmayı düşürecek şekilde diyet yapılarak vücudun tüm bölgelerinde yağ kaybı hedeflenecek şekilde kilo verimi sağlanır.

Genel beslenmelerde yapılan en büyük hatalar;

 - Akşam sadece meyve yiyip yatmak, saat 18.00’den sonra yemek yememek, kahvaltı ve öğle gibi ana öğünleri atlamak, diyette hiç ekmek yememek, ara öğün yapmamak, yüksek karbonhidratlı besinleri diyette çok sık almak.
 - Pilav, makarna, tatlı, mantı, çorba ve börek gibi yemekleri aynı öğünde bir arada tüketmek.
 - Kuruyemiş, kuru meyve gibi gıdaları gereğinden fazla yemek,
 - Light gıdaları kilo aldırmaz düşüncesi ile fazla miktarda kullanmak.
 - Herkesin alması gereken kalori farklıdır. Herkesin yiyebileceği bir porsiyon ölçüsü vardır. Bir besini gereğinden fazla tüketmek de diyetten tamamen çıkarmak da doğru bir hareket değildir. Uzun açlıklar başta karın bölgesi olmak üzere yağlanmayı artırır. Önemli olan sık aralıklarla yeterli miktarda tüketmeyi öğrenmektir.

Bol bol yürüyün ve yüzün

Egzersiz yapmak vücutta genel yağlanmayı azaltan en önemli parametrelerden bir tanesidir. Özellikle yürüyüş ya da yüzme vücutta hem bölgesel hem genel yağlanmayı düşüren iki spor şeklidir. Haftada 4 kez 35-45 dakika tempolu aralıksız yapılan aktivite yağlanmayı azaltır.  

5.23.2012

Hamile Yogası


En çok tercih edilen hamilelik dönemi egzersizi olan yoga, hafif esneme, hareket ve duruşları nefes ve gevşeme teknikleriyle birleştirir. Yoga güç, denge ve çevikliğin oluşmasına yarar ve genellikle hamilelik döneminde oluşan pelvik bölge, sırt ve bacak ağrılarını azaltır. Nefes ve vücudu senkronize eder, içsel farkındalığı artırır, vücudunuza odaklanmanızı ve güvenmenizi sağlar. Her ders gerginlik ve yorgunluktan arındıran yönlendirmeli meditasyon ile kapatılır. Düzenli yapılacak pratik ile bu unsurlar hamileliğinizin, doğum ve sonrası döneminizin çok daha konforlu geçmesini sağlayacaktır.

Sınıflar hamileliğin her dönemindeki kadınlara açıktır. Daha önceden yoga deneyimi olmasına gerek yoktur.

Faydaları;
• Bebeğe giden kan akımını artırarak onun daha iyi beslenmesini sağlar.
• Hamileliğin daha huzurlu geçmesi ve doğumun daha rahat olabilmesi için hamile kadının bedenini bu yeni duruma hazırlar.
• Meditasyon, hamilelik sırasındaki korkuları, endişeleri ve akıl karışıklıklarını gidermek için harika bir yoldur. Gevşeme egzersizleri sayesinde gebelik esnasında plasentaya giden kan akımı artar. Böylelikle hem annenin hem de bebeğin hamileliğin ilerleyen döneminde oluşacak ilave oksijen ihtiyacı sağlıklı bir şekilde karşılanmış olur.
• Doğum, fizyolojik bir olaydır. Vücudumuzun bunu başarması için kondisyonlu olması gerekir. Anne, yoga çalışmaları ile doğum esnasında kullanacağı kaslarını kuvvetlendirir.
• Asanalar pelvik taban kaslarını çalıştırır, esnemeye ve kasılmaya hazırlar. Doğum sırasında cildin yeterince esneyememesi sonucu yapılan kesiyi, doğum sonrası oluşabilecek mesane güçsüzlüğünü (idrar kaçırma) ve sarkmaları bu şekilde önler.
• Göğüs kaslarını güçlendiren duruşlar (asanalar) ile anne süt verme dönemine hazırlanır.
 
Hamilelerde Pilates
Her birey gibi gebelerin de sağlıklı yaşam için doğru egzersizlere ihtiyaçları vardır. Bunun için konusunda uzman olan kişiler tarafından gebelere özel egzersizler verilmelidir. Pilates egzersizleri de bunlardan biridir. Hamilelik sürecinde uzmanı tarafından yapılan pilatesin yoğun faydaları bulunmaktadır.
Hamilelik sürecinde anne adayında belirli vücut değişiklikleri ile beraber kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları meydana gelebilir. Eğer zamanında önlem alınmazsa bu değişiklikler hamilelik sürecini zorlaştırabilir.
Sağlıklı bir gebelik ve kolay bir doğum için, hamilelik döneminde spor yapmak gereklidir. Hamilelik döneminde spor yapan bayanların yapmayanlara oranla daha kolay doğum gerçekleştirdikleri ve doğum sonrasında daha çabuk toparlandıkları bilinmektedir.
Faydaları:
Doğru vücut duruşunu öğrenerek omurga farkındalığınızı artırır, hamilelik sürecinde oluşabilecek vücut duruşu bozukluklarına engel olursunuz. Doğru nefes almayı öğrenir, hamilelik sırasında meydana gelen çabuk yorulmaları önleyerek doğuma hazırlanırsınız. Nefes kontrolü ve gevşeme yöntemleri sayesinde doğum öncesi ve sırasında sancıları daha iyi kontrol edersiniz. Bu durum daha rahat bir doğum yapmanıza yardımcı olur. Dolaşım ve sindirim işlevlerini düzenler. Annenin kilo kontrolünü sağlar. Dayanıklılık ve kuvvetin artmasına yardımcı olur. Doğum için gereken kasların kuvvetlenmesini sağlar. Doğum sırasındaki olası sorunların azalmasını sağlar. Doğumun daha kısa ve daha sağlıklı olmasını sağlar. Gebelik diyabetini önlemeye yardımcı olur. Doğum sonrası toparlanmayı hızlandırır.
Hamilelerde pilates egzersizlerine, gebeliğin ortalama 16. haftasında başlanır.  Haftada bir ya da iki kez düzenli olarak seanslar düzenlenir ve 32-38. haftalara kadar devam eder.  Pilatese başlamadan önce uzman fizyoterapist gerekli değerlendirmeyi yapacak, riskli gebelikler ve oluşabilecek problemler tespit edilecektir. Grup eğitimine geçerken tüm bu noktalar göz önüne alınacaktır.
 
Anne ve Bebek Yogası
Bu sınıfta doğum sonrasında ekstra dikkat gerektiren bölgelere odaklanıyor, vücudunuz dinçleşip yeniden dengesini kazanırken aynı zamanda da bebeğinizle vakit geçirip, sosyalleşme imkanı buluyorsunuz. Annenin vücut farkındalığını geliştirerek, kasları güçlendirip, dengeyi artırıyor, stres ve gerginliği azaltıyor. Sakinleşme masajı, yoga pozları, hareketler ve esneme ile bebekler de yavaş ve güvenli bir şekilde gözlemci ya da katılımcı olarak dersin içine dahil ediliyor, böylece ders çok daha zevkli bir hale geliyor.
Emzirme, besleme, yürüme, sallanma ve ağlama burada normal aktiviteler!
Bu sınıf normal doğumdan 4 hafta, sezeryan doğumdan ise 6 hafta geçirmiş anneler ve henüz aktif olarak emeklemeyen bebekler için.  Dersler hem İngilizce hem Türkçe verilebilir.
Emzirme döneminde oluşabilecek sırt, boyun ve bel ağrılarına karşı söz konusu bölgeler güçlendiriliyor, esneklik sağlanarak direnç artıyor. Rahmin küçülmesini, karnın düzleşmesini sağlıyor. Nefesin de yardımıyla postpartum depresyonu azaltmaya ya da atlatmaya yardımcı olabilir. Bebekleri rahatlatarak daha iyi uyumalarını sağlıyor. Sindirim sistemleri kuvvetleniyor, kolik bebekler rahatlıyor. Bebeklerin bağışıklık sistemi güçleniyor. Hareket ve temas, bebeğin kas ve sinir sistemini geliştiriyor.       

Kalça ve Basen Egzersiz Hareketleri ile incelme Zayıflama


  Vücudumuzda yağlar özellikle göbek, kalça ve basen olarak adlandırılan popo altı kısımlarda oluşurlar. Göbek ve Kalça yağlanması hem erkeklerin hem de kadınların büyük kilo sorunlarındandır. Pek çoklarımız doğru hareketleri bulmak ve bu fazlalıklardan kurtulabilmek adına türlü yol deneriz ama sonunda muradımıza eremeden pes eder ve vermeye çalıştığımızdan fazlasını geri alırız.
Peki bölgesel olarak incelme konusunda ne yapılmalı, hangi hareketler ve egzersizler, kalça ve basenlerdeki yağlanmayı eritebilir veya azaltıp, düz bir karna ve basen ve kalçalardan fazlalıkları arınmış bir görünüme sokabilir?
Bu soruya verilecek cevap oldukça basit, doğru bölgesel hareketler ile düzenli spor egzersizlerini birleştirip sağlıklı bir şekilde istenilen görünümü kazanmak istenilen cevaptır.
Şimdi Kalça ve Basenleri inceltmek, Fazla yağları eritmek için yapılması gereken Hareketler nelerdir, onları inceleyelim.
Önce sorunlu bölgemiz neresi ve nasıl bir uygulama ile bu bölgedeki yağ kütlesini harekete geçirip eritebilirim bu sorumuza cevap arayalım;
-Geniş basen olarak adlandıralabilecek bu türün birinci nedeni anatomik kalça büyüklüğü iken diğeri ise vücudun bünyesel yağ biriktirme potansiyeli ve kapasitesinin yüksekliğinde yatmaktadır. Şayet basendeki yağları ve fazlalıkları eritememe sorununuz varsa kalça leğen kemiğinizi küçültemeyeceğinize göre o bölgedeki kalça yağlarını eritip yakmak en akıllıca çare olacaktır. Aerobik egzersizlerle birleşen jimnastik hareketleri bu kalca basen kilolarını eritim incelterek küçültmede iyi bir yol olacaktır. Bu yöntemle basen yağlarını eritmek için günlük tekrarlayacağınız küçük hareketlerle basen ve bacak basenlerini kısa sürede zayıflatabilirsiniz.
Basenleri egzersizlerle eritme, yakma;
Spor insanı zinde ve forma tutmanın en iyi ve devamlı yoludur, spor yapan bir insanda basen veya kilo gibi fazlalıklar oluşmaz ve insan kendini forma hisstmenin tadını sürekli yaşar. O zaman bizimde basenlerden kurtulmak için izleyeceğimiz temek yol spor ve egzersiz yapmak yağlı ve kilo aldırıcı gıdalardan uzak durmak olacak. Bu sportif egzersizleri ne kadar uzun süreyle deam ettirirseniz o kadar fazla yağ ve kalori yakarsınız. Hafif egzersiz hareketleri sizin tüm vücudunuzun kaslanmasına ve kas yaparken de yağ eritmesine yardımcı olacaktır. Böylece hem fazla kalça yağlarından kurtulacaksınız hem de baldır ve basen bölgeniz daha sıkı ve diri bir hale gelecektir.
Basit Olarak Basenleri Yakmada Hangi ezgersizleri yapabiliriz:
1.) Yürümek, jogging yapmak: yürüyüş ve jogging gerçekten kalça basen popo ve baldır yağlarını eritmede en etkili ve kesin sonuç alıcı yoldur.
Uzun süreli ama normal tempoda günde yapacağınız 1-2 saatlik yürüyüsler sizlere 1-2 ayda olumlu olarak yansıyacaktır. Yürüyüş için en uygun zamanlar sabahın erken saatleridir. Vücudun kahvaltıdan önce kalori kaybetmeye hazır olduğu bu vakitte yapacağınız 45-60 dakikalık bir yürüyüş hem günlük metabolizmanızı hızlandırarak gün boyunca kalori yakmaya devam etmenizi sağlayacak hem de sizi daha zinde tutacaktır. Yürüyüşün ardından alacağınız ılık suyla bir duş ile de kalça ve uyluk bölgesinin kan dolaşımını hızlandırmış olursunuz. Bu da kalori yakmaya yardımcı olur.

2.) Bisiklet sürmek: Bisiklet sürmek te karın ve basen yağlarını ve fazla kiloları eritmede süper bir yöntemdir. Kalça ve basen eritme yöntemleri arasında bisiklet sürmek hem eğlenceli hem de hızlı yağ yakan bir hobidir.rmal olmalıdır. Böylece güçlü bacak kaslarına da zamanla sahip olacaksınız. Fazla zamanınız yoksa bu durumda ev bisiletlerinden de faydalanabilirsiniz.
3.) Kaykay Sürmek: Öœlkemizde pek yaygın olmayan bu spor genelde genç kızlar için hem eğlenceli hem de kalori harcayan bir hobidir. Tabi bunun için dengede durmayı öğrenmeniz gerekir.
4.) Kalça ısıtıcı jimnastik hareketleri: Yukarıda sayılan hafif hareketlerin yanında bir de bu iş için özel yapılan egzersiz ve cimnastik hareketleri vardır. Squat adı verilen çember çevirme de basen yağlarını kolayca eriten bir spordur.
basen yakmada kullanılan egzersiz
5.) Ağırlık kullanarak kalça basen eritme: yandaki fotoğrafta gördüğünüz gibi ağırlık kullanarak bacağınızı gerip ağırlıkları iki yanak kaldırıp bir süre beklerseniz, kalçanızda ve baseninizde hafif bir ağrı hissedersiniz. Bu basen ağrısı yağların yakıldığını göstermektedir. Sık devam ederseniz baseniniz zamanla kalmaz ve yok olur.
Yukarıdaki egzersizleri incelediğinizde ana prensibin sorunlu bölgenin çalıştırılmasına yönelik olduğunu görebilirsiniz onun için yapılabilcek alternatifler çoğaltılabilir, forma girmek istiyorsanız yaptığınız hareketlerin tüm sorunlu bölgeyi çalıştıracak şekilde olmasına dikkat etmelisiniz. Bu sayede birikmiş olan fazlalıklar yavaş yavaş erimeye başlayacaktır. Sizde formda görünmenin tadını çıkarmaya başlayabilirsiniz.

basenleri eritmek :)


Basenler, alınan kiloların özellikle bu bölgede birikmesi sonucu tam anlamıyla bir kabus haline gelen vücut bölgeleridir. Sürekli olarak genişleyen bir yapıya sahip olması da bizleri çıldırtmaya yeter.
Aynaya baktığınızda “Denizkızı gibiyim” diyebilseniz de vücudunuzun hatlarını ortaya çıkaran bir pantolon giydiğinizde vücudunuzda en hoşunuza gitmeyen yerdir basenleriniz. Doğuştan gelen kas yapısı nedeni ile kimileri göbek kimileri ise basen bölgelerinden kilo alır. Genellikle basen ve kalçalardan kilo alan kadınların üst kısmının ince olduğu görülür.
Dengeli beslenme ve basen egzersizleri ile vücudunuzda istemediğiniz bölgelerden kurtulmanız mümkün. İnce bir bele sahip olmak için yapılacak yöntemler hakkında Spor Okulları Koordinatörü Funda Öztürk Alban, şu tavsiyeleri veriyor:
“Bu güzel havalarda yapılacak ilk şey en rahat spor ayakkabılarınızı giyip yürümek ve koşmaktır. İmkanlar dahilinde yüzme veya aerobik de yapılabilir. Ayrıca bisiklete binerek hem eğlenip hem de bacak kaslarımızı hareket ettirebiliriz.
Eğer bu koşulların hiçbiri mevcut değilse evde basit birkaç hareketle basen bölgesini çalıştırmak diğer bir alternatiftir. Evinizde bir spor alanı oluşturup gününüzü de ona göre planlarsanız haftada üç gün 15–20 dakikalık bir çalışmanın bile fark yarattığını görürsünüz."
 
Uygulayacağınız bu yöntemlerle basen ve kalça fazlalıklarınızdan kurtulacaksınız. Altı hafta içinde kalçanızdaki değişikliği fark edeceksiniz. İşte ipuçları…
Sihirli Yiyecekler
Hazırlayacağınız müslinin tadı oldukça leziz. İçeriğinde badem ve kurutulmuş meyveler ve tahıllar kadar pek çok vücudunuza faydalı gıdalar bulunuyor. Ancak hepsi bir araya getirildiğinde kalça bölgenizdeki yağları hızla eritip, sizi forma sokuyor. Hazırlanışına gelince: 2 fincan yulaf tanesi, 2 fincan kırılmış fındık, 1 fincan buğday, 1 fincan çekirdeksiz kuru üzüm, 1 fincan ay çiçek tohumu, 1 fincan badem, 1 fincan ince kıyılmış kuru kayısı.
Hazırlanışı
Malzemeleri karıştırıp, mikserden geçirin. Hazırladığınız karışımı tam 12 porsiyon olacak şekilde eşit parçalara ayırın. Her porsiyonda karışımı, bir bardak diyet süt ilave ederek tüketeceksiniz. Tabii üzerine yarım dilim muz da ekleyebilirsiniz.
Her Günkü Program
Kahvaltı: Bir porsiyon hazırladığınız müsli, bir fincan süt ve dilimlenmiş yarım dilim muz
Saat 11.00: Bir elma
Öğle: Bir porsiyon müsli ve yarım muz
Öğleden sonra: Bir avuç kuru üzüm
Ana öğün: Meyveyle birlikte temel gıdalar
Yatmadan önce: Bir portakal
Meyveler: Elma, kayısı, iki kurutulmuş erik, bir mango
Ana Öğünler
Pazartesi: Bir parça tavuk kanat ya da göğüs ızgara, yeşil salata ve bir meyve
Salı: İki yumurtalı omlet, domates ve rendelenmiş havuçla tüketilecek.
Çarşamba: Bir çay fincanı büyüklüğünde yer tutan spagetti. Bir meyve.
Perşembe: İnce dilimlenmiş bir tavuk göğsü. Haşlanmış havuçla servis yapılacak. Dilerseniz yanına haşlanmış brokoli de alabilirsiniz. Bir meyve.
Cuma: Ton balıklı yeşil salata. Bir adet katı pişmiş yumurta. Bir meyve.
Cumartesi: Bir parça hindi göğsü, mısırla karışık yeşil salata. Bir meyve.
Pazar: 3 dilim rosto edilmiş biftek, havuçlu brokoli salatası ve iki adet haşlanmış patates. Bir meyve.
Kilonuzu Korumak İçin Yapmanız Gerekenler
- Sık ama az yiyin.
- Aynı saatlerde yemek yiyin.
- Kahvaltısız çıkmayın.
- Tok karnına uyumayın.
- Okurken veya izlerken atıştırmayın.
- Yemekten önce su için.
- Çay, kahve gibi içecekleri az şekerli veya şekersiz için.
- Günde en az 15 dakika spor yapın.
- Mümkün olduğunca yürüyün.
- Yemek yerken küçük tabaklar kullanın.
- Kızartmalardan uzak durun.
- Stresten uzak durun.

5.21.2012

Menopozun doğal ilacı

Günümüz tıbbında yapılan araştırmalar sonucu yiyeceklerin sadece günlük ihtiyacımız olan enerjiyi, vitamini ve minerali içermediğini, aynı zamanda bazı yiyeceklerin bazı hastalık gurubuna karşı koruyucu oldukları gösterilmiştir.

 Beslenmenin yanı sıra vücudumuza olumlu katkıları olan böyle besinlere fonksiyonel besinler denir. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya fonksiyonel besinlerle ilgili bilgi veriyor.
 
Fonksiyonel besinler, hiç işlem görmemiş doğal bir besin olabileceği gibi fonksiyonel bir besinle zenginleştirilmiş bir besin de olabilir. Örneğin omega-3’ü direkt balıktan alabileceğimiz gibi, omega-3’le zenginleştirilmiş yem yiyen tavukların ürettiği Omega-3’lü yumurtaları yiyerek de alabiliriz. Fonksiyonel besinler direkt olarak ilaç yerine geçmez ancak uzun vadeli düzenli kullanımlarında kalp hastalıkları, kemik erimesi, tiroid hastalıkları ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu oldukları bilinmektedir.
 
MENOPOZU HAFİF ATLATMANIN ANAHTARI: BİTKİSEL ÖSTROJENLER
 
BİTKİSEL ÖSTROJENLER (FİTOÖSTROJENLER) : Vücudumuzdaki östrojen hormonu; kadın ve erkekte üreme sisteminin işleyişinde, kemik sağlığında, kalp-damar sisteminde, çeşitli kanserlere karşı vücudu korumada, derinin parlaklığı ve gençliğinde önemli rol oynar. Belirli bir yaştan sonra östrojenin azalması ile bu sistemlerde yavaşlama ve çeşitli hastalıklara karşı yatkınlık artar.
 
Fitoöstrojenler  hem östrojen benzeri hem de östrojene karşıt etki yaparlar. Yani vücutta aşırı östrojen varsa östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenin fazla etkisini giderirler, vücutta az östrojen varsa östrojen gibi etki gösterirler.
 
MEME KANSERİ VARSA DİKKAT!
 
Fitoöstrojenlerin  en yaygın iki grubu; İzoflavonlar ve lignanlardır. İzoflavonlar özellikle soya fasulyesi, kuru fasulye, mercimek, bezelye, sebze, çay ve şarapta bulunur. Lignanlar ise; tüm tahıl ürünleri, keten tohumu, susam, ay çekirdeği, yer fıstığı, zeytin gibi yağlı yemişler, kiraz, şeftali, erik, elma, armut, havuç, brokoli, soğan, sarımsak, rezene, ahududu, böğürtlen ve şerbetçiotunda bulunur. Bira yapımında şerbetçiotu kullanıldığından dolayı bira da lignan bakımından zengindir.
Genel olarak ister izoflavon olsun ister lignan olsun bitkisel östrojenler  hormon bağımlı kanserlerin (meme, rahim, testis ve prostat kanseri gibi ) gelişmesini önler. Ancak meme kanseri tanısı almış bir hastaya fitoöstrojen  verilmemelidir.
 
Fitoöstrojen  çok kuvvetli antioksidanlardır. Menopoz sonrası ortaya çıkan kemik erimesinin esas nedeni vücuttaki östrojen eksikliğidir. 6 Ay süre ile günde 40 gram soya proteini tüketimi; Kemik mineral dansitesini artırır. Sadece günde 25 gram soya proteini tüketimi bile kötü kolesterol olan LDL’yi %12,9 oranında azaltır, iyi kolesterol olan HDL’yi ise %2,4 oranında bir artırır. Koroner kalp hastalıklarından korur. Aynı zamanda menopozdan sonra ortaya çıkan sıcak basması, terleme, sinirlilik gibi semptomları da azaltır.
 
Asyalı kadınlarda; meme kanserinin, kemik erimesinin, kalp-damar hastalıklarının ve menopoz semptomlarının batılı hemcinslerine göre daha az görülmesinin nedeni soya proteinini temel besin maddesi olarak kullanmalarından kaynaklanmaktadır.
 
Ancak gerek menopoz olsun gerek kalp damar hastalıkları olsun gerek  yukarıda bahsettiğimiz diğer hastalıklar olsun tek başına fitoöstrojen kullanmak bu hastalıkları tedavi etmez. Tıbbi tedavi ve fitoöstrojen kullanım gerekliliğine doktorunuz karar vermelidir. 

Peeling için 8 neden

Deri yüzeyindeki hasarlı tabakanın kaldırılıp alttaki hasarsız tabakanın canlandırılması anlamına gelen 'peeling' yöntemi; kadınlar arasında oldukça gözde.

UZMANLAR DEĞERLENDİRSİN 
Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi'nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Zambak Dal; peeling işlemlerinin uygulanma amacına bağlı olarak ergenlik döneminden itibaren her yaşta yapılabileceğini belirterek ekliyor: "En iyi sonuçların alınabilmesi için; peeling yönteminin ve sıklığının deri hastalıkları uzmanlarınca değerlendirilmesi gerekir." Yüzeysel peeling'lerin 1-2 hafta, orta derecedeki peeling'lerin ise 3-6 ay aralıklarla yapılması öneren Dal, peeling'in çözüm olduğu sorunları da maddeleştirdi:

1) İnce kırışıklıkların giderilmesi.
2) Kalın kırışıklıkların inceltilmesi.
3) Lekelerin azaltılması.
4) Cilde canlılık kazandırılması.
5) Parlak bir cilt oluşturulması.
6) Cildin dokusunun yumuşatılması.
7) Sivilce ve sivilce izlerinin hafifletilmesi.
8) Ciltte oluşmuş bazı kızarıklık ve kabuklanmaların tedavisi.

5.19.2012

Beliniz neden ağrıyor? (Skolyoz)

İç organlardaki hastalıklar da bel ağrısı olarak işaret verebiliyor.


Türk toplumunun yüzde 80'i, yaşamlarının bir döneminde mutlaka bel ağrısı çekiyor. Özellikle yetişkinlerde 30 yaşından itibaren bel ağrısı çekme riski artıyor. Ancak bununla birlikte yapılan araştırmalar, bel ağrısı çeken hastaların ilk ağrıda hemen hekime başvurduklarını, ancak ikinci ağrıda artık hekime gitmediklerini gösteriyor. Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kıral, bel ağrılarının yüzde 90'ı mekanik bel ağrısı denilen kas kökenli ağrı olsa da iç organ hastalığı bulunanlar ile kısa süre önce ameliyat geçirenlerin ve kanser öyküsü olanların bel ağrısını ciddiye alması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Ahmet Kıral, hastaların biraz bilgilendikten sonra tekrarlayan bel ağrılarını hekime başvurmadan ve tedavi olmadan geçirdiklerini dikkat çekiyor. Bel ağrısı çeken kişilerde, ağrı elden ayaktan kesiyor, uyumayı engelliyor veya gece uyandırıyorsa mutlaka dikkate alınması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Kıral, şunları söyledi: "Özellikle ağrıyla birlikte ateş, titreme, kilo kaybı ya da enfeksiyon varsa, barsak ya da mesane işlevlerinde değişiklik olduysa, uyuşukluk, karıncalanma ya da güçsüzlükhissediliyorsa ve hastanın geçmişinde kanser öyküsü varsa, ağrı başladıktan itibaren en geç iki ay içinde hekime başvurulması gerekiyor".Prof. Dr. Kıral'ın verdiği bilgiye göre, bel ağrılarında; 30 yaş üzerindeki herkes, arthrit ya da osteoporozu (kemik erimesi) olanlar, menopoza girmiş kadınlar, gebeler ve yeni anneler, diyabet, hipertansiyon ve kanser gibi sağlık sorunları olanlar, sigara içenler, kısa süre önce ameliyat geçirenler, enfeksiyonlara açık olanlar ve bel sorunlarına yakalanmaya genetik olarak eğilimli olan kişilerin riski daha yüksek oluyor. Bel ağrısı çeken kişilerin hangi uzmanlık dalına başvurması gerektiğinin halen tartışılan bir konu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kıral, "Bel ağrısını tek bir uzmanlık değil, multidisipliner bir ekibin tedavi etmesi gerekiyor. Avrupa ve Amerika'da bu amaçla oluşturulan Omurga Tedavi Grupları'nda; ortopedist, beyin ve sinir cerrahı, fizik tedavi uzmanı, algoloji uzmanı ve kayropraktik uzmanı bulunuyor. Ülkemizde de başta omurga kırıklarının tedavisi olmak üzere, tüm omurga girişimleri ortopedik omurgacerrahları tarafından yapılabiliyor. Skolyoz ve kifoz gibi omurgada şekil bozukluğuyla seyreden hastalıklarla omurga kırıkları da omurga tedavi merkezlerinde başarıyla tedavi ediliyor" dedi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız